Beyin Tümörleri

September 19th, 2008

Beyindeki normal hücrelerin anormalleşerek büyümesi sonucunda  kitleleşen yapılar beyin tümörleri olarak nitelendirilirler.  Bu sonradan meydana gelen kitle kafatası içi basıncının artmasına sebep olarak beyin üzerine baskı yapmaya başlar ve birtakım olumsuz belirtiler gösterir.


Beyin tümörü tanı ve tedavisinde güçlükler arzeden bir hastalıktır. Konuya hasta açısından yaklaşıldığında ürkütücü gelen bu konu, çoğu zaman kulaktan dolma bilgiler nedeniyle yanlış bilinmektedir. Son 10 yılda gerek tanı koymada gerekse tedavide yeni gelişmeler meydana gelmiştir. Beyin tümörleri çocukluk çağı tümörleri arasında 2. en sık görülen tümör gurubunu oluştururken, 50 yaşından sonra sıklık açısından ikinci kez artış göstererek özellikle başka organ kanserlerinin beyine olan yayılımıda göz önüne alındığında 3. en sık görülen tümör gurubunu oluşturur. 9 yaş altı ve 55 yaş üstü daha sıklıkla görülen beyin kanserlerine, beyaz ırkta ve erkeklerde daha çok rastlanır.

Kafatasının içi, dış ortamla bağlantısı olmayan ve sabit bir basınca sahip oluşumlar içerir: Kemik yapı, beyin zarı ve beyin. Bu yapılardan herhangi birindeki normal dışı büyüyen kitle Beyin tümörü olarak adlandırılır.

Beyin tümörleri kabaca 3 guruba ayrılır:

1. Başka organlardan beyine dağılan tümörler (metastazlar)

2. Beynin dokusundan kaynaklanan tümörler ( glial tümörler )

3. Beyin zarından kaynaklanan tümörler ( Menengiomlar)

Hipofiz tümörü (ameliyat öncesi)

Hipofiz tümörü(ameliyat sonrası)


Daha bir çok alt gurubu ve değişik varyasyonları mevcut olan Beyin tümörü hastaya iki şekilde zarar verir:

1) İlki kapalı bir ortam olan kafatası içindeki basıncı arttırarak beyin dolaşımında azalmayla, diğeride tümörün yerleştiği beyin bölgesine göre verdiği hasarla . Bunun sonucunda hastalarda çok değişik şikayet ve bulgulara yol açar. Baş ağrısı, sara krizleri, kişilik değişiklikleri, şuur bulanıklığı, görme bozukluğu, kollarda veya ayaklarda felçler, dengesizlik, yürüyememe, işitme kaybı , konuşma bozukluğu gibi bulgular ortaya çıkar. Hastalığın ileri dönemlerinde hasta yatağa bağımlı hale gelir ve şuur kaybı oluşur. Norman koşullarda hemen hemen her insan baş ağrısı geçirmiştir. Ancak günün birinde daha önce rastlamadığınız şekil ve şiddette baş ağrısı atakları başlarsa mutlaka hekime başvurmak gerekir. Bu tip ağrıların özellikle sabah olması ve ağrı kesicilere cevap vermemesi tipiktir. Ayrıca 40 yaşından sonra daha önce hiç sara krizi geçirmemiş kişide , nöbet görülürse bu kişilerde beyin tümörü açısında mutlaka araştırılmalıdır.

Tanı koymak , gelişmiş radyoloji teknikleri kullanan kliniklerde son derece kolaydır. Bilgisayarlı Beyin Tomografisi ve gerekirse Beyin MR tetkiki çoğu zaman yeterli olur. EEG, normal röntgen ve laboratuar bulgularıda bazan gerekli olabilir. Hastanemizde Bilgisayarlı Beyin tomografisini bu hastalarda rutin olarak uygulamakta, şüpheli durumlarda MR tetkiki yaptırmaktayız. Beyin tümörü tanısı alan hasta ve yakınlarındaki şaşkınlık ve korkunun atlatılması hekimin ilk yapması gerekendir. Tedavinin en kısa sürede tüm imkanlar seferber edilerek başlamasıda gereklidir. Öncelikle cerrahi tedaviyle tümörün tam veya tama yakın çıkarılması ve takiben radyoterapi dediğimiz şua tedavisinin uygulanması gerekir. Tedavide altın anahtar cerrahidir. Ameliyatın amacı sadece tümörü çıkarmak değil, tümör hücrelerinin mikroskop muayenesiyle tümörün tam cinsini saptamaktır. Dolayısıyla ameliyat sonrası uygulanacak alternatif tedavilerede yol gösterir. Tümör kitlesi ameliyatla en azından küçültülmeyen tümörlerde şua tedavisinin etkisi tartışmalıdır. Ancak bazı beyin tümörlerinde gerek yerleşim, gerekse tümörün ameliyat sınırlarını aşmış olması sonucu başlangıçta şua tedavisi yapılır ve takiben kemoterapi uygulanır. Cerrahi uygulanan hastalarda çoğu zaman şaşırtıcı derecede iyi sonuçlar alınır. Özellikle beyin zarı kaynaklı tümörler bening dediğimiz iyi huylu tümörler olup, tam çıkarılmaları halinde hasta ömür boyu yaşamının problemsiz geçirir. Hastanemizde Beyin Tümörlerinin cerrahi tedavisi mikroşirürjikal olarak yapılmaktadır. Ameliyat sonrası yoğun bakım ünitelerimizde takib edilen hasta yatağına alındıktan sonra gerekiyorsa fizyoterapi başlanır. Patoloji tanısı alındıktan sonra Onkolog tarından görülen hastanın, radyoterapi veya kemoterapi gibi ek tedavileri gerekiyorsa planlanır .

Öneriler:

-Daha önce yaşamadığınız ,yabancı olduğunuz baş ağrılarına dikkat edin.

-Sara krizi beyin tümörünün ilk bulgusu olabilir.

-Gerekirse Bilgisayarlı beyin Tomografisi çekilmesinden çekinmeyin.

-Beyin tümörlerinde erken tanı çok önemlidir.

Beyin Tümörünün Belirtileri:

Tümör kitlesinin etkisiyle baskı altında kalan beyinde işlev bozuklukları meydana gelir ve genellikle aşağıdaki belirtiler ortaya çıkar:


1- Baş ağrısı. Bu ağrı genellikle son birkaç aydır ortaya çıkmıştır ve gittikçe şiddetlenir.

2- Epilepsi benzeri bayılmalar. Sara nöbetleri (epilepsi), Bilinç kaybı olarak yada olmaksızın istem dışı kasılmalar, panik atak tarzında kendini kötü hissetmeler bir epilepsi çeşidi olabilir. Özellikle 20 yaş sonrası ortaya çıkan bu tarz nöbetler aksi ispatlanana kadar beyin tümörüne bağlı olduğu düşünülerek araştırılmalıdır.

3- Vücudun bazı bölgelerinde kısmi felçler

4- Şiddetli kusmalar. Baş ağrısı ile birlikte bulunması ve özellikle birkaç gün yada haftadır mevcut olması önemlidir.Ancak burada baş ağrısı ve kusmanın uzun sürelerdir var olması migren düşündürür.

5- Bazı fiziksel yeteneklerimizin kaybı. Kol ve bacakta kuvvetsizlik, beceriksizlik, dengesizlik, Son zamanlarda ortaya çıkan vücudun sağ yada sol yarısında uyuşmalar, ellerde güçsüzlük, uyuşukluk , beceriksizlik görülebilir . Yürürken “sarhoşvari yürüme” ve “dengesizlik” bir beyincik tümörünün belirtisi olabilir. Konuşma bozukluğu, Konuşamama, anlama güçlüğü, konuşurken yanlış kelime ifadeleri yada sarhoşvari konuşma keza beyin tümörlerinin ilk bulgusu olabilir.

5- Çift görme ve görme bulanıklığı, Baş ağrısı ile birlikte veya baş ağrısı olmaksızın ortaya çıkan çift görme, bulanık görme, görmenin azalması beyin tümörlerinin ilk belirtisidir.

6- Kişilik bozuklukları

Beyin destek dokusu tümörleri görüntülenmesi


Beyin Tümörü Türleri

Genel olarak ikiye ayırabileceğimiz beyin tümörleri iyi huylu ve kötü huylu beyin tümörleri olarak adlandırılırlar.

1- iyi huylu tümörler: Beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilir ve tamamına yakını çıkartılabilir. Bu nedenle operasyon sonrası sonuçları iyidir. Ancak tümör her ne kadar iyi huylu da olsa beyinde bulunduğu bölge hayati önem taşıyan bir bölge ise ameliyat sonrası sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmayabilir. Yavaş üreme hızına sahip olmalarına rağmen öldürücü olmasalar dahi vücutta kalıcı harabiyete ve işlev bozukluklarına sebep olabilirler.

2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı üreyen, çamur kıvamında ve operasyonla alınması oldukça zor olan tümörlerdir. Opere edilseler dahi belli bir süreçten sonra tekrar nüksederek beyne baskı yapmaya devam ederler. Ameliyat sonrası 5 yıl yaşama şansı veren tümörler olduğu gibi 5-6 ayda da hastanın ölümüne sebep olacak türleri mevcuttur.

Tanı Nasıl Konuyor?

Beyin tümörlerinde tanı hastanın değişik yakınmalarla hekime başvurmasıyla başlıyor. Hekim hastanın yakınmalarının ayrıntılı bir öyküsünü alıyor. Ardından yapacağı nörolojik muayene sonrasında, beyni ilgilendiren bir hastalık ya da tümörden kuşkulandıysa değişik incelemeler yaptırarak tanıya ulaşmaya çalışıyor.
Kafatası, beyni ve içinde gelişen tümörü gizliyor. Hekim, hastasını muayene ederken tümörü göremiyor veya hissedemiyor. Yalnızca tümörün oluşturduğu belirti ve bulgulardan yola çıkarak kafatası içinde yer kaplayan bir olayın varlığını tahmin edebiliyor. Bu nedenle beyin tümörleri değişik görüntüleme yöntemleriyle görüntüleniyor. Bunlardan başlıcaları BBT (Bilgisayarlı Beyin Tomografisi), MRG (Magnetik Rezonans Görüntüleme), PET Scan (Positron Emission Tomography), DSA (Anjiografi) ve SPECT (single photon emission computed tomography) dir. Beyin tümörlerinde hücre tipinin kesin tanısı sadece tümörün ameliyatla çıkartılıp mikroskop altında incelenmesiyle konuyor. Ancak cerrahi girişimden önce, görüntülere bakılıp daha önceki deneyimlerin ışığı altında hücre tipi tahmin edilebiliyor. Beyin tümörlü hastayı muayene eden hekim, tümörün yarattığı belirtileri ipucu olarak kullanarak tanı koymaya çalışıyor. Tümörün belirti ve bulguları genellikle tümörün ulaştığı boyuta ve beynin etkilenen bölgesine bağlı değişiyor. Ancak, tümör büyümeye devam ederken beynin başka bölümlerini de etkileyerek yeni belirti ve bulguların oluşmasına yol açabiliyor. Tümör,  doğrudan etkilediği alanlarda yarattığı sonuçlar dışında, kafa içi basıncını artırarak ya da çevresindeki dokularda şişmeye (ödem) neden olarak da değişik sonuçlara neden olabiliyor.  Tümörün yarattığı belirti ve bulgular bazen o kadar yavaş gelişir ki, tümörün büyümeye başlamasıyla tanı konması arasında uzun bir süre geçebiliyor.

Kafa içindeki basıncın artması: Tümör ileri derecede büyüyerek kafa içi basıncını artırabiliyor. Karıncıklar üzerine baskı yaparak beyin omurilik sıvısının dolaşımını engelliyor. Karıncıklar büyüyerek kafa içi basıncını artırıyor. Tümör kendine komşu dokuların şişmesine neden olarak kafa içi basıncının artmasına neden olabiliyor.


Nasıl Tedavi Ediliyor?

Beyin tümörlerinin tedavisi vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin tedavisinden farklıdır. Birincisi, beyin tümörlerinin cerrahi tedavisinde çok incelikli ve hassas aletler kullanılıyor. İkincisi beyin sahip olduğu kan beyin engeli yoluyla sistemik ilaçların kendisine ulaşmasını engelliyor. Üçüncüsü, tedavide kullanılan yöntemler ve yan etkileri tam anlamıyla çok karmaşık. Tüm bu nedenlerle, beyin tümörlerinin tedavisinde deneyimli, birden çok tıp dalına mensup ekiplerin bir arada çalışması gerekiyor.  Tanıya yönelik değişik incelemeler sonrasında bir ya da daha çok tedavi yöntemi gündeme gelebiliyor. Hasta ve ailesine hastanın güncel sağlık durumu, tedavinin amaçları, tedavinin olası yan etkileri ve tedavi sonrası yaşam kalitesinde öngörülen değişiklikler anlatılıyor.  Beyin tümörlerinde başlıca tedavi yöntemleri cerrahi girişim, radyoterapi, kemoterapi ve immünoterapidir. Bu yöntemlerden herhangi biri tek başına ya da birarada uygulanabiliyor

Cerrahi Girişim

Ulaşılabilen beyin tümörlerinde tercih edilen tedavi yöntemini oluşturuyor. Bazı beyin tümörlerine ulaşmak güç olabiliyor. İyi huylu beyin tümörlerinin büyük bölümü cerrahi yöntemle çıkartılarak sadece cerrahi girişimle tedavi sağlanabiliyor. Kötü huylu beyin tümörleri komşu dokulara yayılıyorlar. Bu nedenle sınırları net olarak ayırt edilemiyor. Ancak cerrahi girişimle tümörün büyük bölümünün çıkartılması, hastanın yaşam süresini uzatıyor ve kalitesini artrıyor. Cerrahi tedavinin amaçları: Tümörü olanaklıysa tümüyle çıkartmak. Tümörün tümü çıkartılamazsa büyük bölümü çıkartılıyor. Böylece hastanın belirti ve bulguları düzeltiliyor, yaşam süresi uzatılıyor ve kalitesi artırılıyor. Ayrıca geriye kalan küçük tümör kitlesi diğer tedavi yöntemlerine yanıt verir hale geliyor. Cerrahi tedavinin bir diğer amacı da kesin tanı konmasını sağlamak. Çıkartılan kitlenin patoloji uzmanları tarafından değişik boyama teknikleri kullanılarak mikroskop altında incelenmesiyle hücre tipi kesin olarak belirleniyor.
Cerrahi tedavide tümörün büyüklüğü tespit ediliyor. Cerrah ameliyatta tümörü tüm çevre dokularla birlikte gözlemliyor.  Yeni tedavi yöntemlerinin uygulanmasını olanaklı kılıyor. Cerrahi girişim sırasında hastaya değişik radyoterapötik implantlar yerleştirilebiliyor.

Radyoterapi
Tümör hücrelerinin çoğunluğu radyasyona duyarlıdır. Radyoterapi, tümör hücrelerini öldürecek, ancak normal dokulara zarar vermeyecek biçimde tümöre radyasyon uygulanması esasına dayanıyor. Radyasyon kaynakları, X ışını oluşturan doğrusal hızlandırıcılar ve gamma ışını oluşturan Co60 kaynaklarıdır. Günümüzde değişik radyoterapi yöntemleri mevcut. Geleneksel Radyoterapi tümör içi radyoterapi, Stereotaksik radyocerrahi=Gammaknife (Gamma bıçağı) ve Cyberknife (Uzay bıçağı) günümüzde başvurulan radyoterapi yöntemlerini oluşturuyor.

Kemoterapi
Tümör hücrelerini öldürme özelliğine sahip ilaçlar kullanılarak uygulanan tedavi şeklini oluşturuyor. Kemoterapi cerrahi tedavi veya radyoterapi öncesinde ve sonrasında uygulanabiliyor. Hangi ilaçların bir arada nasıl kullanılacakları tümör tipine göre değişiklik gösteriyor. Bu noktada deneyimli onkolog ve beyin cerrahının işbirliği gerekiyor.

İmmünoterapi
Bağışıklık sistemi vücudun hastalıklara karşı doğal savunma sistemini oluşturuyor. Bağışıklama tedavisinde Biyolojik Yanıt Değiştirici (BYD) ilaçlar kullanılıyor. Bu ilaçlar tümör hücrelerini doğrudan öldüren ya da tümör büyümesini kontrol eden vücuttaki diğer maddeleri harekete geçirerek etki ediyor. Günümüzde uygulanan deneysel çalışmalar, immünoterapide gelecek vaat eden gelişmeler gösteriyor.
Beyin tümörlerinin tedavisi beyin cerrahı, nörolog, radyasyon onkologu ve medikal onkolog gibi hekimlerin, fizik ve bilgisayar mühendislerinin, teknisyenler ve deneyimli hemşirelerin gerekli donanıma sahip olarak bir arada çalışmalarını gerektiriyor.


Beyin tümörü ameliyatı sonrası riskler


***İşitme hassasını ortadan kaldıran bir tümör genellikle işitme sinirinden gelmektedir ve tümörün çıkarılmasıyla duyma hassası geriye gelmeyecektir.

***Konuşma hassasını kaybeden bir hastaya beyin tümörü çıkarıldıktan sonra yeniden konuşması
çok vakalarda mümkün olmaktadır. Fakat olağanüstü güç ve eğitim gerekecektir.

***Beyin tümörünün çıkarılmasından sonra birçok hasta kol ve bacaklarını yeniden kullanabilir.
Ancak tam anlamıyla bir iyileşme her zaman meydana gelmez.

Bir beyin ameliyatından sonra bir hastanın düşünüş durumu ve zekası genellikle zedelenmez
ancak Hastanın akli tepkisi özellikle beyin tümörünün cinsi ve bulunduğu yere bağlıdır.

***Bir beyin tömürünün çıkarılması izpazmozların tekerrür etme sayısı ve süresi azalabilir. Fakat bunlar her olayda tamamen ortadan kalkmamaktadır. Bundan dolayı ameliyattan sonra da izpazmozlara karşı kullanılan ilaçların verilmesine devam etmelidir. Ameliyat öncesi ihtilaç halleri görülmemişse bile bir korunma tedbiri olarak ameliyat sonrası izpazmozu kontrol eden ilaçların verilmesi tavsiye edilmektedir.




Akciğer Kanseri Tedavisi

September 19th, 2008

Akciğer Kanseri Tedavisi

Tedavi bir çok faktöre bağlıdır. Bunlar akciğer kanserinin tipi, hastalığın evresi ve hastanın genel sağlık durumudur. Bir çok değişik tedaviler ve tedavi kombinasyonları tedavide kullanılır.
Ameliyat sonrası gözle görünür, tespit edilecek düzeyde kanseri kalmayan hastalara verilen ek tedaviye adjuvan tedavi denir. Adjuvan tedavi ameliyat sonrası gözle görülmeyen ancak geride kalmış olması muhtemel az sayıdaki kanser hücrelerini öldürmek amacı ile verilir. Adjuvan tedavi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki özelliklere, hastanın yaşına, ve genel durumuna göre belirlenir. Hastalar ameliyat sonrası adjuvan tedavi olarak sadece kemoterapi veya sadece radyoterapi veya hem kemoterapi hem radyoterapi tedavisi alabilirler. Bazen, çok erken evrede olan hastalarda ameliyat sonrası adjuvan tedavi gerekmeyebilir.
Cerrahi Kanseri yok etmek için yapılan operasyondur. Cerrahi müdahalenin tipi kanserin akciğerdeki yerleşimine bağlıdır. Akciğerdeki küçük bir parçayı almak için yapılan operasyon ‘wedge’ veya ‘segmental’ rezeksiyon olarak adlandırılır.

Eğer cerrahi olarak tüm lob alınırsa (lobektomi), sağ veya sol akciğerin biri alınırsa (pnomonektomi) olarak adlandırılır. Bazı tümörler yerleşimi, büyüklüğü ve hastanın genel sağlık durumu nedeniyle ameliyat edilemez.

Kemoterapi kanser hücrelerinin ilaçlarla öldürülmesidir. Genellikle birden fazla ilaçtan oluşur. Kemoterapiyi yalnız bu konuda özel eğitimi olan hemşireler verir. Kemoterapinin verilme sayısı kür diye ifade edilir (1. kür, 2. kür gibi) ve genellikle aynı ilaçlar 21 veya 28 günde bir tekrarlanarak verilir. Kemoterapi çoğunlukla damardan sıvı şeklinde ayaktan tedavi merkezlerinde veya ağızdan hap olarak verilir. Bazen hastanın genel durumundaki bozukluk , verilen ilaçlar veya ilaçların veriliş şekillerine göre hastaların tedavilerini hastanede yatarak almaları gerekebilir. Her kür sonrası hastalar medikal onkoloji polikliniğinde kontrol edilirler. Bu kontrollerde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, ilaçların yan etkileri sorgulanır ve vücuttaki diğer organlara bir zarar verip vermediğini araştırmak için bazı kan tetkikleri istenir. Her kür öncesi kan sayımının yapılması ve bu sayımın kemoterapiyi veren yetkili hemşirelere gösterilmesi gerekmektedir. Bir hastanın ameliyat sonrası kemoterapi alıp almayacağını, eğer alacaksa kaç kür alacağını patoloji raporundaki tümöre ait özellikler belirler. Ancak bu kararların verilmesinde hastanın yaşı, genel durumu da önemli rol oynar.
Bir gün içinde 12 saatten fazla zamanını yatarak geçirecek kadar genel durumu kötü olan hastalara kemoterapi verilmesi, yan etkilere tahammül edeme yeceklerinden uygun değildir. Kemoterapi yapılması planlanan hastalar, ameliyat olmuşlarsa ameliyattan sonraki 3 hafta içinde kemoterapinin başlanması tercih edilir.

Kemoterapi alan hastalar her kemoterapiden yaklaşık bir hafta kadar sonra medikal onkoloji polikliniğinde doktor kontrolünden geçmelidir. Bu kontrolde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, kemoterapinin yaptığı yan etkiler değerlendirilerek gerekirse ilacın dozunda yeniden ayarlama yapılır.
Işın tedavisi:Aynı zamanda radyoterapi de denir. Kanser hücresini öldürmek için yüksek enerjili ışınlar kullanılmasıdır. Sınırlı her alana uygulanır ve bu alandaki kanser hücrelerini etkiler.Radyoterapi bir tümörü küçültmeye yönelik olarak cerrahiden önce veya kanser hücresini yok etmek için yapılan bir müdahaleden sonra uygulanabilir. Doktorlar radyoterapiyi genellikle kemoterapi ile birlikte cerrahi tedaviye karşı birinci alternatif olarak kullanırlar. Nefes darlığı gibi belirtilerin giderilmesi için de kullanılabilir.

Foto dinamik terapi Bu özel bir kimyasal maddenin kan dolaşımına verilmesi ve hücreler tarafından alınmasıdır. Bu kimyasal madde normal hücreleri hızla terk eder. Fakat kanserli hücrelerde daha uzun bir süre kalır. Daha sonra bu hücrelere lazer ışığı uygulanarak maddenin aktif hale geçmesi sağlanır ve hücreler öldürülür.

Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisi:

Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri hastaları bir çok değişik yolla tedavi edilebilirler. Tedavinin seçimi hastalığın yaygınlığı ile ilgilidir. Cerrahi müdahale en yaygın tedavi şeklidir. Radyoterapi ve kemoterapi de hastalığın süresini yavaşlatma ve semptomları kontrol etmede kullanılabilir.
Küçük hücreli Akciğer kanseri tedavisi:

Küçük hücreli akciğer kanseri hızlı yayılır. Bir çok vakada hastalık tanı konduğunda vücudun diğer bölümlerine de yayılmıştır. Doktorlar vücuda yayılmış kanser hücrelerine ulaşmak için hemen hemen her zaman kemoterapi kullanırlar. Kemoterapi içeren tedavi de akciğerdeki tümörler veya vücudun diğer bölümlerindeki tümörler hedeflenerek uygulanabilirler.Bazı hastalara beyine yönelik radyoterapi orada kanser olmasa da uygulanabilir. Bu tedaviye koruyucu beyin ışınlaması denir. Bu beyinde tümör oluşmasını engellemek için verilir. Cerrahi tedavi küçük hücreli akciğer kanserinde çok az uygulanır.

Akciger Kanseri Belirtileri

September 19th, 2008

Akciğer Kanseri Belirtileri

Hastalık ilerleyen seviyelere gelinceye kadar önemli rahatsızlıklara yol açmayabilir. Bu kötü karakter, akciğer kanserini bu kadar tehlikeli yapan en önemli nedendir. Eğer sigara kullanan ve buna bağlı kronik bronşiti olan biriyseniz, mevsimsel öksürük ve balgam şikayetlerinin süreklilik kazanması, balgamda kan görülmesi, giderek artan nefes darlığı, özellikle sırtta kürek kemiklerinin arasına veya omuzlara yayılan batıcı nitelikte göğüs ağrısı kanser için şüphe uyandırması gereken şikayetlerdir. Ancak hastalığın ilk aşamalarında ,çoğunlukla bunların hiçbiri olmadan, iştahsızlık, halsizlik, kilo kaybı ve terleme gibi şikayetler görülmektedir.Hiçbir bulgu vermeyen hasta grubu da az değildir. 

Genel belirtiler:

  • Öksürüğün yoğun ve inatçı olması
  • İnatçı göğüs, omuz ve sırt ağrısı
  • Balgamın miktar olarak artışı ve renginin değişmesi
  • Balgamda kan bulunması
  • İnatçı ses kısıklığı
  • Sigara İçmeyenler ve içenlerde iki hafta dan daha uzun süre öksürük
  • Tekrarlayan  Pnömoni ve bronşit atakları

Diğer belirtiler

  • Halsizlik
  • İştah kaybı
  • Baş ağrısı kemik ağrısı
  • Kazaya bağlı olmayan kemik kırıkları.
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • Düzgün yürüyememe zaman zaman oluşan hafıza kaybı.
  • Boyun ve yüzde dolgunluk.

Akciğer Kanseri Nedir?

September 19th, 2008

Akciğer Kanseri Nedir?

Akciğer kanseri, yapısal olarak normal akciğer dokusundan olan hücrelerimizin  kontrol dışı ani çoğalarak akciğer içinde bir kitle (tümör) oluşturmasıdır. Burada oluşan kitle öncelikle bulunduğu ortamda büyür, ilerleyen aşamalarda ise çevre dokulara veya dolaşım yoluyla uzak oranlara yayılarak (karaciğer, kemik, beyin vb. gibi) hasarlara yol açarlar. Bu yayılmaya metastaz adı verilir. Akciğer kanserleri mikroskop altında izlenen hücrelerin görüntüsüne göre iki ana guruba ayrılır. 1. Küçük hücreli (yulaf hücreli) akciğer kanseri 2. Küçük hücreli-dışı akciğer kanseri. Bunlar mikroskop altında izlenen kanserli hücrenin görüntüsüne göre ayrılır.

Tekrarlayan Meme Kanseri Durumu

September 19th, 2008

Tekrarlayan Meme Kanseri Durumu

Tekrarlayan meme kanseri, tedaviden sonra tekrar oluşan kanserdir. Tekrarlayan kanser için tedavi kanserin yeri ve boyutuna ve daha önce hastanın almış olduğu tedavilere göre değişir.

Eğer kanser, alınmayan memede tekrarlamış ise o meme alınır. Eğer kanser, vücudun farklı yerlerinde oluşursa, tedavi kemoterapi, hormon tedavisi ya da biyolojik tedaviyi kapsayabilir. Radyoterapi, göğüs duvarında ya da vücudun belli bölgelerinde oluşan kanseri kontrol edebilir. Destekleyici tedavi, tedavi planının en önemli parçasıdır. Birçok hasta anti-kanser tedavisi görürken hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve belirtileri hafifletmek için destekleyici tedavi de görür. Bazıları ağrı, bulantı ve diğer belirtileri azaltıp, yaşam kalitesini artırmak için sadece destekleyici tedavi alırlar.

Meme Kanseri Tedavi Yöntemleri

September 19th, 2008

Meme Kanseri Tedavi Yöntemleri

Meme kanseri olan kadınların bir çok tedavi seçeneği var. Bunlar ameliyat, kemoterapi, radyoterapi, hormon terapisi ve biyolojik terapi. Bu seçenekler aşağıda açıklanmaktadır.

Bir çok vakada, tedavi seçeneklerinde en önemli faktör hastalığın evresi. “Evrelere Göre Tedavi” kısmına bakınız.

Bir çok kadın birden fazla tedavi görür. Ek olarak, hastalığın herhangi bir safhasında, kadınlar acıyı ve kanserin diğer belirtilerini kontrol etmek, tedavinin yan etkilerini hafifletmek ve duygusal problemleri kolaylaştırmak için tedavi görebilirler. Bu tip tedaviye destek, belirti yönetimi ve hafifletici tedavi denir. Kanser tedavisi ya lokal tedavi ya da sistemik tedavi olur.

 

  •  Bölgesel tedavi: Ameliyat ve radyoterapi lokal tedavilerdir. Memedeki kanserini ortadan kaldırmak ya da yok etmek hedefleridir. Meme kanseri vücudun diğer bölgelerine yayıldığında lokal terapi o bölgelerde hastalığı kontrol etmek amacıyla kullanılabilir.
  • Sistemik tedavi: Kemoterapi, hormon terapisi ve biyolojik tedavi sistemik tedavilerdir.Kana girip tüm vücutta kanseri kontrol ya da yok ederler. Meme kanseri olan bazı kadınlar radyoterapi veya ameliyattan önce tümörü küçültmek için sistemik tedavi görürler. Diğerleri ameliyat ve/veya radyoterapiden sonra kanserin yeniden oluşmasını önlemek için sistemik tedavi görürler. Sistemik tedaviler yayılmış kanser için de yapılır.

Ameliyat

Ameliyat, meme kanseri için en yaygın tedavidir. Bir çok ameliyat çeşidi var.

1. Memenin alınmadığı ameliyat: Kanserin alındığı ancak memenin alınmadığı operasyona meme koruyucu ameliyat ((lumpektomi segmental mastektomi ya da parsiyel mastektomi) denir. Ayrı bir kesi ile cerrah, çoğunlukla lenf sistemine kanser hücrelerinin girip girmediğini anlamak için koltukaltındaki lenf bezlerini çıkarır. Koltukaltındaki lenf bezlerinin çıkarılma işlemine koltukaltı lenf bezi disseksiyonu denir. Memenin alınmadığı ameliyattan sonra, memede kalmış olabilecek kanser hücrelerini yok etmek için radyoterapi uygulanır.

2. Mastektomi: Memenin koltukaltı lenf bezleri ile alındığı operasyona mastektomi denir. Ameliyattan sonra hastalar radyoterapi görebilir.

3. Koltuk altı diseksiyonu: Kanserin koltuk altı lenf bezlerine yayılıp yayılmadığının anlaşılması için bu ameliyat yapılır. Bazı lenf bezleri çıkarılarak mikroskop ile incelenir. Adjuvan tedavi seçiminde koltuk altı lenf bezlerinde kanser olup olmaması önemlidir. Önceleri, mümkün olduğunca fazla sayıda lenf bezinin alınmasının kanserin vücudun diğer bölgelerine yayılma riskini azaltacağı ve tedavi şansını arttıracağına inanılırdı. Bugün ise meme ve koltuk altı lenf bezleri dışına yayılan meme kanseri hücrelerinin en iyi tedavisinin sistemik tedavi olduğu bilinmektedir. Koltuk altı diseksiyonu, diğer meme kanseri tedavileri seçilirken bir test olarak kullanılır.

Kadınlar meme rekonstrüksiyonu (memenin şeklini oluşturmak için estetik ameliyat) olmayı seçebilirler. mastektomiyle aynı anda yada sonra yapılabilir.

4. Radyoterapi: Radyoterapi, yüksek enerjili ışınlar (x ışınları gibi) kullanılarak kanser hücrelerinin öldürülmesi veya küçültülmesidir. Radyasyon vücut dışından uygulanabileceği gibi (dış radyasyon), tümörün içine radyoaktif madde de yerleştirilebilir (brakiterapi).
Meme kanseri tedavisinde genellikle dış radyasyon kullanılır. Uzun bir süre düzenli olarak x ışınları uygulanır. Radyoterapi, cerrahiden sonra memede, göğüs duvarında veya koltuk altı bölgesinde kalan kanser hücrelerini ortadan kaldırmak için kullanılabileceği gibi, daha az sıklıkla cerrahi öncesinde tümörün küçültülmesi için de uygulanabilir.

Tedaviye, cerrahiden yaklaşık bir ay sonra başlanılarak, 6 veya 7 hafta boyunca haftanın 5 günü devam edilir. Her uygulama birkaç dakika sürer. Tedavinin kendisi ağrısızdır.

Radyoterapinin en önemli yan etkileri memede şişlik ve ağırlık hissi, tedavi uygulanan bölgede güneş yanığı benzeri değişiklikler ve halsizliktir. Meme dokusu ve ciltte meydana gelen değişiklikler genellikle 6 ile 12 ay sonra kaybolur. Bazı kadınlarda ise radyoterapiden sonra meme daha küçük ve daha sıkı hale gelir. Bebeğe zarar verebileceğinden, hamilelik sırasında radyoterapi uygulanmaz.

Radyoterapi uygulamanın bir başka yolu ise meme dokusunda kanserin hemen yanına radyoaktif çekirdeklerin (saçma taneleri) yerleştirilmesidir. Tümöre ek bir radyasyon yüklemesi yapmak için de kullanılabilir. Tek radyasyon kaynağı olarak kullanılmasıyla ilgili çalışmalar devam etmektedir. Bugüne kadar elde edilen sonuçlar iyi olmakla birlikte, bu yöntemin standart tedavi şeklinde kullanılabilmesi için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.

Bir başka yönteme ise Mammosite adı verilmiştir. İnce bir boruya takılan bir balondan oluşur. Balon, lumpektomi boşluğuna yerleştirilerek tuzlu su ile doldurulur. Borudan radyoaktivite verilir. Beş gün boyunca günde iki kez radyoaktif madde verilir ve geri alınır. Beşinci günün sonunda balon çıkarılır (13)

Meme kanseri olan bazı kadınlar radyoterapinin her ikisini de (dış radyasyon ve radyoaktif çekirdeklerin yerleştirildiği iç radyasyon) görür.

5. Kemoterapi: Hastalığın erken evrelerinde bile, kanser hücreleri meme kanserinden koparak kan dolaşımı yoluyla yayılabilir. Bu hücreler belirtilere neden olmaz, röntgen filminde görülmez ve fizik muayenede fark edilmezler. Ancak, büyümeye devam ederlerse vücudun başka bölgelerinde yeni tümörler oluşmasına yol açabilirler. Bu hücreleri bulup ortadan kaldırmak için tedavi uygulanmalıdır. Bu amaçla uygulanan tedaviye adjuvan tedavi adı verilir.

Kemoterapi, kanser hücrelerini öldüren ilaçların damar yoluyla veya hap şeklinde uygulanmasıdır. Bu ilaçlar kan dolaşımına girerek tüm vücuda dağılırlar, böylece uzak organlara yayılan kanserlerin tedavisini sağlarlar. Bu ilaçlar kanser hücrelerini öldürürken bazı normal hücrelere de zarar verebilirler, bu da yan tesirlere yol açar.

Cerrahiden sonra kemoterapi uygulanması, meme kanserinin yineleme olasılığını azaltır. Kanserin zaten meme ve koltuk altı bölgesi dışına yayıldığı veya ilk tedaviden sonra geniş çapta yayıldığı hastalarda da kemoterapi esas tedavi olarak kullanılabilir.
Kemoterapi, cerrahiden önce de uygulanabilir, bu uygulama genellikle tümörün küçülmesini ve böylece daha kolay çıkarılmasını sağlar. Bu yaklaşım ayrıca, doktorların tümörün ilaçlara nasıl yanıt verdiğini anlamalarına olanak verir. Tümörde küçülme olmuyorsa farklı ilaçlar kullanılabilir.

Kemoterapi döngüler halinde uygulanır, her bir tedavi periyodundan sonra bir ara verilir. Tedavinin toplam süresi genellikle 3 ile 6 ay arasında sürer. Tek bir ilaç kullanmak yerine, sıklıkla çeşitli ilaçlar bir arada kullanılır.

6. Hormon Tedavisi: Hormonal Tedavi HRT (hormon replasman tedavisi) değildir.
Hormonal tedavi, hormon reseptörü-pozitif meme kanserlerine etkilidir. Bazı kadınlara menopoz sırasında veya sonrasında uygulanan hormon replasman tedavisinden (HRT) tamamen farklıdır. HRT, bir meme kanseri tedavi yöntemi değildir; ayrıca meme kanseri tanısı almış hastalarda HRT göreceli olarak güvensiz kabul edilmektedir. Hormonal tedavi, hormon reseptörü-pozitif meme kanserlerinde çok etkili bir tedavidir. Hormonal tedavi, östrojen hormonunu bloke ederek, hormonun aktif duruma geçmesini ve meme kanseri hücrelerinin çoğalmasını uyarmasını engeller.

Hormonal tedavinin amacı; cerrahi, kemoterapi veya radyoterapi ile gerçekleştirilen ilk tedaviden sonra vücudun herhangi bir yerinde kalmış olabilecek kanser hücrelerinin ortadan kaldırılmasıdır. Hormonal tedavi bir sigorta poliçesi gibidir - yineleme riskini cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi ile elde edilenin de ötesinde azaltmanın bir yoludur. Meme kanseri hastası iseniz, tedavinin tüm kanser hücrelerini öldürmesini arzu edersiniz ancak her zaman bundan emin olamazsınız. Hormonal tedavi alarak bu riski biraz daha azaltırsınız. Sigorta yaptırmanıza gerek olmamasını dilersiniz ancak aslında yaptırmak daha iyidir. Hormon reseptörü-pozitif kanserli birçok hasta için hormonal tedavi, en az diğer tedavi yöntemleri kadar önemlidir. Aslında hormonal tedavi, kemoterapiden daha etkili olabilir. Durumunuza bağlı olarak, doktorunuzla birlikte hormonal tedavinin tek başına veya kemoterapinin ardından uygulanmasına karar verebilirsiniz.
 
7. Biyolojik Tedavi: Biyolojik tedavi kanserle savaşmak için vücudun doğal yeteneğini (bağışıklık sistemi) kullanır. Metastatik meme kanseri olan bazı kadınlar hedefe yönelik tedavi görürler. Bu, kanser hücrelerine tutunabilen laboratuvarda yapılmış monoklonal antikordur.

Laboratuvar testinde HER2 adı verilen proteine fazlaca sahip olan meme tümörüne sahip kadınlarda uygulanan bir tedavisir. Bu tedavi, HER2′yi bloke ederek, kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatabilir ya da durdurabilir.

Meme Kanseri Nedenleri

September 19th, 2008

Meme Kanseri Tanım ve Nedenleri

 Memeler süt yapabilen bezlere sahiptir. Her meme, kaburgaları örten göğüs kaslarının üzerindedir. Her meme lob denilen 15 - 20 kısımdan oluşmuştur. Loblar küçük lobülleri kapsar. Lobüller süt üreten küçük bezleri içerir. Süt, lobüllerden ve duct denilen ince kanallardan geçerek meme başından akar. Meme başı areola denilen koyu renkli cilt bölgesinin merkezidir. Lobül ve kanalların arasını yağlar doldurur. Memeler aynı zamanda lenf denen renksiz sıvıyı taşıyan lenf kanallarını da içerir. Lenf kanalları küçük yuvarlak lenf bezlerine açılır. Lenf bezi grupları memenin yanında koltukaltında, köprücük kemiğinin üstünde, sternumun (iman kemiği) arkasında ve vücudun diğer bölümlerinde bulunur. Lenf bezleri lenf sisteminde olabilecek bakteri, kanser hücreleri ve diğer zararlı bileşenleri tutarlar.

 

Erken adet veya geç menopoz: 12 yaşından önce adet başlangıcı ve 50 yaşından sonra menopoza girme meme kanseri riskini arttırır.

Doymuş yağ oranı yüksek beslenme: Yağların cinsleri önemlidir. Kanola yağı ve zeytin yağı gibi tek bağlı doymamış yağlar meme kanseri riskini artırmazken mısırözü yağı ve et gibi besinler riski artırır.

Meme kanserinde ailesel kalıtım: Aile hikayesinde meme kanseri olanlar hastalığın oluşması bakımından yüksek risk altındalar. Fakat meme kanseri olan kadınların %85′ inin ailesinde meme kanseri hikayesi yoktur. Aile hikayesi sadece anne, kız ve kız kardeşten oluşan yakın akrabaları kapsar. Eğer aile bireylerinden menopoza girmiş, 50 ve daha üstü yaşta meme kanseri teşhisi konmuş olan biri varsa hayat boyu risk sadece %5 artar. Aile bireylerinden menopoz olmamış olanın riski %18,6′ dır. Eğer yakın aile bireylerinden menopoz öncesi ve iki taraflı meme kanseri olan varsa, hayat boyu risk %50′ dir.

Belirgin bir şekilde pozitif aile geçmişi olan ve menopoz öncesi meme kanseri olan kadınlar, mamografi çektirmeye aile bireylerinin teşhis yaşından 10 yıl önce başlamalılar. BRCA-1 ve BRCA-2 gen testleri yüksek riskteki hastaları belirleyebilir. Bu sadece meme kanseri için değil epitelyal tümörler ile yumurtalık ve kolon kanserleri için de geçerlidir.

Geç yada hiç doğum yapmamış olmak: 35 yaşına kadar hamilelik bir şekilde koruyucudur. Rahibelerin yüksek meme kanseri riski vardır.

Orta derecede alkol alımı: Günde 2 kadehten fazla alkol kullanımı sadece genel sağlık içinde zararlıdır.

Östrojen tedavisi: Çoğu çalışma 10 yıldan fazla östrojen alımının meme kanseri gelişiminde ufak bir risk artışına sebep olduğunu göstermektedir. Fakat bu çalışmalar östrojen alımının aynı zamanda osteoporoz, kalp hastalığı, Alzheimer ve kolon kanseri riskinin azalmasına sebep olduğunu vurgulamaktadır.

Geçmiş meme kanseri hikayesi: Önceden meme kanseri olmuş hastaların diğer memelerinde kanser gelişme riski yüksektir. Bu risk yılda %1 ya da yaşam boyu %10 oranındadır. Meme kanseri teşhisinden sonra klinik izlemenin sebebi, sadece hastalığın yeniden oluşmasını değil aynı zamanda diğer memede ortaya çıkabilecek kanseri erkenden teşhis etmektir.

Hodgkin hastalığı için ışın tedavisi: Göğsüne ışın tedavisi uygulanan hastalar yaklaşık 10 yıl sonra yüksek meme kanseri riskine sahip olur, bu gruptaki hastalar erken teşhise önem verilmelidirler.

Orta derecede obezite: Obezite ve meme kanseri ilişkisi karışık olmakla birlikte yüksek riskle ilişkilidir.

Kanser Çeşitleri

September 19th, 2008

   Kanser Çeşitleri:

 

  •  Meme kanseri
     
  •  Akciğer kanseri
     
  • Prostat kanseri
     
  • Mide kanseri
     
  • Kalın barsak kanseri
     
  •  Rahim ağzı kanseri

Kanserin Nedenleri?

September 19th, 2008

Kanserin nedenleri henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile genetiğine bağlı olarak değişebilir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.

  • Sigara alkol ve uyuşturucu kullanımı,
  • Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,
  • Aşırı dozda x-ray röntgen ışınına maruz kalma,
  • Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)
  • Bazı virüsler
  • Hava kirliliği
  • Radyasyona maruz kalma,
  • Kötü beslenme alışkanlığı

Kanser nasıl neden oluşur?

September 19th, 2008

Kanser nasıl oluşur?

Kanserlerin yaklaşık %75-85 i çevresel veya davranış faktörleri tarafından meydana gelir ve önlenebilme ihtimali vardır.  Genetik yolla kanser meydana gelme olasılığı çevresel faktörlere oranla çok daha azdır.

x-y ışınları, uv (ultraviyole-morötesi) ışınları gibi fiziksel ve bazı ilaçlar, polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi kimyasal faktörlerin yanında virüsler de biyolojik olarak normal karaktere sahip bir hücre kültürünü transforme ederek kanser oluşturabilirler.

Kimyasal karsinojenler, tümörü ya uygulandığı yerde (örn: cilt) veya absorbe edildiği yerde (örn: bağırsak) ya da metabolizmanın durumuna göre karaciğer, böbrek gibi organlarda, bazen de direkt olarak alakası olmayan bir yerde meydana getirirler. Fakat, karsinojene maruz kalma kanser oluşturmak için tek başına bir sebep değildir. Karsinojenler ancak uygun yer ve zamanda kanser oluşturabilirler.

 

Sayabileceğimiz bazı kimyasal karsinojenler şunlardır:

 

¨      Hidrokarbonlar: baca temizleyicileri, boya endüstrisinde kullanılan maddeler

¨      Aflatoksin ( küf mantarı tarafından sentezlenir)

¨      Nikel, krom

¨      Sigara (nikotin, tar)

¨      Yiyecek katkıları

¨      Birçok ilaçlar

¨      Parfümlerde kullanılan bazı kimyasallar

 

Fiziksel faktörlerin, kanserojen kimyasal maddelerin veya onkojenik (kansere neden olan) virüslerin konak hücre genomu ile etkileşimleri sonucu hücreler değişmekte ve farklı antijenite kazanmaktadır. Bir normal hücrenin kontrolden çıkarak hızla bölünmesiyle oluşan kanserli hücrede birçok anormal doku antijeni belirmektedir. Tümör hücrelerinde yeni yeni antijenler oluşmakta ve normal antijenlerin kaybına veya değişikliğine neden olabilmektedir. Erken fötal dönemde, normalde bulunan protoonkogenlerin     ( kansere sebep olabilme potansiyeli olan gen) farklılaşmasıyla anormal genler oluşmakta ve bunlara selüler onkogenler adı verilmektedir.

hosting TOPlist